1915 yılında, dünyanın en güçlü donanmaları boğazı geçmek için yola çıktığında, karşılarında yalnızca bir orduyu değil, vatanını korumaya yemin etmiş bir milletin iradesini buldular. Gençler, henüz hayatlarının baharındayken, gözlerini kırpmadan cepheye yürüdü. Kimisi bir daha geri dönemedi, ama bıraktıkları miras, bugün hâlâ dimdik ayakta. Çanakkale’de savaşanlar sadece topraklarını savunmadılar. Aynı zamanda, bağımsızlığın ne demek olduğunu tüm dünyaya gösterdiler. Açlık, yorgunluk, yokluk… Hiçbiri onların azmini kıramadı. Çünkü onlar biliyordu: Bu toprak düşerse, yalnızca bir şehir değil, bir milletin onuru da düşecekti. Belki de Çanakkale’yi anlamlı kılan şey, düşmanına bile duyulan saygıdır. Savaşın ortasında bile insan kalabilmenin, merhameti kaybetmemenin mümkün olduğunu gösterdiler. Bu yönüyle Çanakkale, sadece bir zafer değil, insanlığın da sınandığı bir yerdir. Bugün o topraklara baktığımızda, rüzgârın taşıdığı seslerde hâlâ bir fısıltı duyarız: “Biz buradaydık. Siz özgür yaşayasınız diye.”
Çanakkale Zaferi, geçmişte kazanılmış bir başarı değil; her neslin yeniden hatırlaması, anlaması ve yaşatması gereken bir emanettir.